‘Bay Pipo’ lakaplı Hiram Abas’ın Uğur Dündar’a atış eğitimi verdiği görüntüler ortaya çıktı

‘Bay Pipo’ lakaplı MİT görevlisi Hiram Abas’ın, Uğur Dündar’a atış eğitimi verdiği görüntüleri gündem oldu. Gazeteci Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul, ‘Bay Pipo’ üzerine yazdıkları kitapta, Abas hakkında CIA’yı kastederek “Maceracı kişiliğine uygun istihbarat örgütü arzulamıştı” ifadesini kullanmıştı.

Gazeteci-yazar Doğan Yurdakul ile Soner Yalçın’ın ilk baskısını 1999 yılında yapan “Bay Pipo: Bir MİT görevlisinin sıradışı yaşamı” kitabında, istihbaratçı Hiram Abas’ın hayatını anlatmış, CIA ve MOSSAD gibi uluslararası örgütlerle ilişkisini işlemişti.

ODA TV’nin derlediği habere göre, Uğur Dündar’a atış talimi yaptırdığı görüntülerin ardından gündem olan ‘Bay Pipo’ lakaplı MİT görevlisi Hiram Abas hakkında, kitapta şu ifadeler yer almıştı:

“Elinizde tuttuğunuz bu kitap, Türkiye’nin son elli yıllık tarihinin bir bölümünü deyim yerindeyse ‘büyüteç altına almaya’ çalışmaktadır.

‘Reis’ kitabında (*1), devletin kullandığı bir tetikçinin yaşam öyküsünü anlatırken, bir yandan da ona ve onun gibilere ihtiyaç gösteren tarihsel ortamı ortaya koymaya çalışmıştık. (*1) Soner Yalçın/Doğan Yurdakul. Reis. Gladio’nun TM Tetikçisi, Su Yayınları, ekim 1999.

Şimdi de, aynı olayların başrollerinde yer almış bir istihbaratçının yaşamöyküsüyle bir adım daha ilerliyoruz ve biraz daha merkeze, perde arkasındaki kişilere ve olaylara ulaşmaya çalışıyoruz. Bu anlamda Bay Pipoya, Reis’in bir devamı veya ikinci bölümü de denebilir.

Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndaki istihbarat çalışmaları, ülkeyi zapt etmek isteyen emperyalist düşmanlardan ve onlara teslim olmuş olan padişah çevresinden bilgi toplamak temelinde kurulmuştu. Milliydi ve genellikle dış istihbarata yönelikti. Bu sayede halkın hem saygısını hem de fiilî desteğini yanına almıştı.
Ama 1950’li yıllara yaklaşıldığında Türk istihbaratçılığı bu niteliklerinden uzaklaşmaya başladı.

Bir yandan “yabancı gizli servislerle işbirliği” adı altında ulusal kimliğinden uzaklaştı. Öte yandan tek partili dönemin son yıllarından itibaren her iktidarın kendi “özel istihbarat örgütü” haline getirilmeye çalışıldı

Siyasî iktidarlar istihbarat Teşkilatı’nı hem parti dışındaki hem de parti içindeki muhaliflerinden bilgi
almak için kullanmaya çalıştılar. 1960’lı yıllardan sonraki iktidarlar ise bunlara bir de “Silahlı Kuvvetler
içinden istihbarat” toplama görevini eklediler. Bütün bu nedenlerle Türk İstihbarat Teşkilatı, hem yasaları
hem de kendi yasasını çiğneyerek, dışarıda paylaşım savaşlarına ve uluslararası tertiplere, içerideyse askeri darbelere, kendi vatandaşlarına karşı girişilen operasyonlara, işkencelere, fişlemelere karıştı. Saygı duyulan bir kurum olmak yerine “korku duyulan” bir teşkilat haline geldi.

Yaşamöyküsünü anlattığımız istihbaratçının karakteri bu ortama çok uygun düşüyordu. Onu övenler de, yerenler de, “Maceracı, atak, çifte tabanca taşıyan, attığını vuran, sıcak çatışmaya girmekten kaçınmayan” bir kişiliği olduğunu anlatıyorlardı. Hatta ona “Türk James Bond’u” diyenler bile vardı.
Başka bir özelliği ise hiç elinden düşmeyen piposuydu. Belindeki veya koltukaltındaki tabanca dışında her zaman bir veya iki piposu olurdu cebinde. Hem evinde hem de işyerinde pipo koleksiyonu vardı.

Kendisinin belki haberi yoktu ama, arkadaşları bu yüzden ona “Bay Pipo” diyorlardı. Lise çağlarında başladığı pipo merakı ölünceye kadar sürdü. Öldürüldüğünde bile, yanı başındaydı piposu.

Bir istihbarat elemanının bilgileri değerlendirip, tahlil yaparak sonuca varan “sıkıcı” çalışması yerine, her
zaman “hareketli” olmayı yeğleyen bir kişiliği vardı. Bu yüzden her zaman kendi maceracı kişiliğine uygun bir istihbarat örgütünün başında olmayı arzulamıştı; “CIA gibi, Mossad gibi operasyonlar yapan, vurucu bir istihbarat örgütü!”

Bu amacına ulaşmak için örgüt içinde yükselmeye çalışırken, teşkilatı yasal çizgide tutmaya çalışan
yönetimlere ters düştü, “iyi anlaştığı” yöneticilerle bir olup, amaçlarının çeliştiği kişilere karşı çoğu zaman gizli çatışmalara girdi. O çatışmalar açığa çıkınca da yakın tarihimizde iyi bilinen “skandallar” patlak verdi.

Onun otuz yılı aşkın meslek yaşamını incelerken, istihbarat örgütünün yasadışı uygulamalarının tarihiyle
tıpatıp örtüştüğünü gördük. Bu tür uygulamalardan hangisinin derinlerine dalmaya kalksak, orada onun da ayak izlerine rastladık. Neden bu istihbaratçının yaşamöyküsünü anlatmaya karar verdiğimiz sorusunun yanıtı da, ulaştığımız bu sonuçlarda yatmaktadır.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x